ظَهَرَ تَصَدُّعٌ فِي جِدَارِ الغُرْفَةِ بَعْدَ المَطَرِ.
Yağmurdan sonra odanın duvarında bir çatlak ortaya çıktı.
ظَهَرَ تَصَدُّعٌ فِي جِدَارِ الغُرْفَةِ بَعْدَ المَطَرِ.
Yağmurdan sonra odanın duvarında bir çatlak ortaya çıktı.
çatlatış, çatlayış, çatlaklık, gedilme, yarıklık, sınma, çatlatılış, şakkolma, yarıntı
تَصَدَّعَتِ الْجُدْرَانُ الْقَدِيمَةُ بِسَبَبِ الْإِهْمَالِ الطَّوِيلِ.
Eski duvarlar, uzun süreli ihmal nedeniyle çatladı.
تَصَدَّعَتِ الْأَرْضُ بَعْدَ الزِّلْزَالِ الْقَوِيِّ الَّذِي ضَرَبَ الْمِنْطَقَةَ.
Bölgeyi vuran şiddetli depremden sonra toprak yarıldı.
تَصَدَّعَتِ الْعَلَاقَاتُ بَيْنَ الدَّوْلَتَيْنِ بِسَبَبِ الْخِلَافَاتِ الْحُدُودِيَّةِ.
İki ülke arasındaki ilişkiler, sınır anlaşmazlıkları nedeniyle bozuldu.
çatırdamak, gedilmek, kırılmak, sınmak, şakkolmak