كَانَتِ الْفَتَاةُ تَتَغَنَّجُ عَلَى الْوَلَدِ الَّذِي تُحِبُّهُ.
Genç kız, sevdiği çocuğa naz yapıyordu.
كَانَتِ الْفَتَاةُ تَتَغَنَّجُ عَلَى الْوَلَدِ الَّذِي تُحِبُّهُ.
Genç kız, sevdiği çocuğa naz yapıyordu.
cilvelenme, koketlik, kırıtım, kırıtış, kırıtkanlık, kırıtma, nazlaşma, işvelilik, işvebazlık
تَغَنَّجَتِ الْفَتَاةُ الصَّغِيرَةُ عَلَى وَالِدِهَا لِتَشْتَرِيَ لَهَا لُعْبَةً جَدِيدَةً مِنَ الْمَتْجَرِ.
Küçük kız, babasına dükkandan yeni bir oyuncak alması için nazlandı.
تَغَنَّجَتِ الزَّوْجَةُ عَلَى زَوْجِهَا لِتُقْنِعَهُ بِالْخُرُوجِ لِتَنَاوُلِ الْعَشَاءِ فِي الْخَارِجِ.
Kadın, kocasını dışarıda akşam yemeği yemeye ikna etmek için cilveleşti.
cilvelenmek, kırıtmak, nazlaşmak