تَفَرَّسْتُ فِي الرِّسَالَةِ القَدِيمَةِ لِأَفْهَمَ مَعْنَاهَا الخَفِيَّ.
Gizli anlamını anlamak için eski mektubu inceledim.
تَفَرَّسْتُ فِي الرِّسَالَةِ القَدِيمَةِ لِأَفْهَمَ مَعْنَاهَا الخَفِيَّ.
Gizli anlamını anlamak için eski mektubu inceledim.
تَفَرَّسَ الشُّرْطِيُّ فِي وَجْهِ المُشْتَبَهِ بِهِ لِيَتَأَكَّدَ مِنْ هُوِيَّتِهِ.
Polis, kimliğinden emin olmak için şüphelinin yüzüne dikkatle baktı.
تَفَرَّسْتُ فِي وَجْهِهِ فَشَعَرْتُ أَنَّهُ يَكْذِبُ.
Yüzüne bakınca yalan söylediğini sezdim.
تَفَرَّسَ بَعْضُ سُكَّانِ الْمَدِينَةِ الْقَدِيمَةِ بِمُرُورِ الزَّمَنِ.
Eski şehrin bazı sakinleri zamanla farslaştı.
acemleştirilmek, farslaştırılmak