تَقَوَّسَ ظَهْرُهُ بِسَبَبِ الْجُلُوسِ الطَّوِيلِ أَمَامَ الْحَاسُوبِ.
Uzun süre bilgisayar başında oturmaktan dolayı sırtı kavisleşti.
تَقَوَّسَ ظَهْرُهُ بِسَبَبِ الْجُلُوسِ الطَّوِيلِ أَمَامَ الْحَاسُوبِ.
Uzun süre bilgisayar başında oturmaktan dolayı sırtı kavisleşti.
تَقَوَّسَ الْغُصْنُ تَحْتَ ثِقَلِ الثِّمَارِ النَّاضِجَةِ.
Dal olgun meyvelerin ağırlığı altında eğildi.
bükülmek, kamburlaşmak, yuvarlaklaşmak, oraklaşmak, çeğmellenmek
لَاحَظَ الطَّبِيبُ تَقَوُّسًا فِي ظَهْرِ الطِّفْلِ.
Doktor çocuğun sırtında kavislenme fark etti.
eğrilme, bükülme, kavis, büküklük, büküntü, bombelenme, bombeleşme, bombe, oraklaşma, çeğmellenme