تَكَثَّفَ الضَّبَابُ فِي الصَّبَاحِ الْبَاكِرِ مِمَّا أَعَاقَ الرُّؤْيَةَ.
Sabahın erken saatlerinde sis yoğunlaştı, bu da görüşü engelledi.
تَكَثَّفَ الضَّبَابُ فِي الصَّبَاحِ الْبَاكِرِ مِمَّا أَعَاقَ الرُّؤْيَةَ.
Sabahın erken saatlerinde sis yoğunlaştı, bu da görüşü engelledi.
تَكَثَّفَتِ الْجُهُودُ الْمَبْذُولَةُ لِلْعُثُورِ عَلَى الْمَفْقُودِينَ فِي الْجِبَالِ.
Dağlarda kaybolanları bulmak için harcanan çabalar arttı.
تَكَثَّفَ الْقِتَالُ فِي الْمِنْطَقَةِ الْحُدُودِيَّةِ بَيْنَ الْبَلَدَيْنِ.
İki ülke arasındaki sınır bölgesinde çatışmalar şiddetlendi.
tekâsüf etmek, ağdalanmak, ağdalaşmak, koyulaşmak, yeğinleşmek, kıvamlanmak, yoğuşmak, katmerlenmek, derişmek
أَدَّى تَكَثُّفُ الغُيُومِ إِلَى سُقُوطِ المَطَرِ.
Bulutların yoğunlaşması yağmurun yağmasına yol açtı.
yoğuşma, tekâsüf, sıklaşma, derişme, kıvamlanma, ağdalaşma, ağdalanış, kondenseleşme