تَكَفَّلَ الجَدُّ بِرِعَايَةِ أَحْفَادِهِ بَعْدَ وَفَاةِ وَالِدَيْهِمْ.
Dede, anne babalarının ölümünden sonra torunlarına bakmayı üstlendi.
تَكَفَّلَ الجَدُّ بِرِعَايَةِ أَحْفَادِهِ بَعْدَ وَفَاةِ وَالِدَيْهِمْ.
Dede, anne babalarının ölümünden sonra torunlarına bakmayı üstlendi.
تَكَفَّلَ البَنْكُ بِتَقْدِيمِ قَرْضٍ مُيَسَّرٍ لِلشَّبَابِ.
Banka, gençlere uygun bir kredi sağlamayı garanti etti.
تَكَفَّلَ المُحْسِنُ بِبِنَاءِ مَدْرَسَةٍ جَدِيدَةٍ فِي القَرْيَةِ.
Hayırsever, köyde yeni bir okul inşa etmeyi üstlendi.
kefil olmak, deruhte etmek, garantilemek, tekeffül etmek