تَنَغَّصَ

يَتَنَغَّصُ، تَنَغُّص

لَا تَدَعِ الْمَشَاكِلَ الصَّغِيرَةَ تُنَغِّصُ عَلَيْكَ فَرْحَةَ الْعِيدِ.

Küçük sorunların bayram sevincini zehir etmesine izin verme.

تَنَغَّصَ أَخِي عَلَيَّ وَأَنَا أَدْرُسُ.

Ben ders çalışırken kardeşim beni rahatsız etti.

تَنَغَّصَتْ عَلَيْنَا الرِّحْلَةُ بِسَبَبِ المَطَرِ.

Yağmur yüzünden gezimizin tadı kaçtı.