قَلَّلَ الثَّلْمُ فِي السِّكِّينِ مِنْ حِدَّتِهِ.
Bıçaktaki çentik, keskinliğini azaltmıştı.
قَلَّلَ الثَّلْمُ فِي السِّكِّينِ مِنْ حِدَّتِهِ.
Bıçaktaki çentik, keskinliğini azaltmıştı.
yiv, kerti, kertik, tırtık
أَحْدَثْتُ ثَلْمًا صَغِيرًا عِنْدَمَا أَسْقَطْتُ الْكَأْسَ.
Bardağa düşürdüğümde ufak bir çentik attım.
çentiklemek, kertiklemek, oymak