كَانَتْ تَرْتَدِي جُبَّةً تَقْلِيدِيَّةً مُطَرَّزَةً بِالذَّهَبِ فِي حَفْلِ الزِّفَافِ.
Düğünde altın işlemeli geleneksel bir uzun elbise giyiyordu.
كَانَتْ تَرْتَدِي جُبَّةً تَقْلِيدِيَّةً مُطَرَّزَةً بِالذَّهَبِ فِي حَفْلِ الزِّفَافِ.
Düğünde altın işlemeli geleneksel bir uzun elbise giyiyordu.
ارْتَدَى الشَّيْخُ جُبَّةً بَيْضَاءَ أَنِيقَةً فِي الِاحْتِفَالِ الدِّينِيِّ.
Şeyh, dini törende şık beyaz bir cübbe giydi.
aba, kaftan