جُبَّة

جُبَب

ارْتَدَى القَاضِي جُبَّةً سَوْدَاءَ طَوِيلَةً أَثْنَاءَ الجَلْسَةِ فِي المَحْكَمَةِ.

Hakim, mahkemedeki duruşma sırasında uzun, siyah bir cübbe giydi.

كَانَ الشَّيْخُ يَرْتَدِي جُبَّةً تَقْلِيدِيَّةً مُطَرَّزَةً بِالذَّهَبِ.

Şeyh, altın işlemeli geleneksel bir aba giyiyordu.