جَحْدُ الحَقَائِقِ يَزِيدُ المُشْكِلَةَ تَعْقِيدًا بَدَلاً مِنْ حَلِّهَا.
Gerçekleri yokumsama, sorunu çözmek yerine daha da karmaşık hale getirir.
جَحْدُ الحَقَائِقِ يَزِيدُ المُشْكِلَةَ تَعْقِيدًا بَدَلاً مِنْ حَلِّهَا.
Gerçekleri yokumsama, sorunu çözmek yerine daha da karmaşık hale getirir.
جَحَدَ الْمُتَّهَمُ التُّهَمَ الْمُوَجَّهَةَ إِلَيْهِ أَمَامَ الْمَحْكَمَةِ.
Sanık, mahkemede kendisine yöneltilen suçlamaları inkar etti.
جَحَدَ الِابْنُ فَضْلَ وَالِدِهِ عَلَيْهِ بَعْدَ أَنْ كَبِرَ.
Oğlu büyüdükten sonra babasının kendisine olan iyiliğini reddetti.
جَحَدَ الشَّاهِدُ أَقْوَالَهُ السَّابِقَةَ أَمَامَ الْقَاضِي.
Tanık, hakim önünde önceki ifadelerini yalanladı.
inkâr etmek, münkir olmak, yokumsamak, yadsımak