كَانَ عَلَيْهِ أَنْ يَجْرِيَ بِسُرْعَةٍ كَبِيرَةٍ لِلْفَوْزِ بِالسِّبَاقِ.
Yarışı kazanmak için çok hızlı koşması gerekiyordu.
كَانَ عَلَيْهِ أَنْ يَجْرِيَ بِسُرْعَةٍ كَبِيرَةٍ لِلْفَوْزِ بِالسِّبَاقِ.
Yarışı kazanmak için çok hızlı koşması gerekiyordu.
مَا جَرَى بِالْأَمْسِ كَانَ مُفَاجِئًا لِلْجَمِيعِ فِي الشَّرِكَةِ.
Dün meydana gelenler şirketteki herkes için sürpriz oldu.
جَرَى الِاجْتِمَاعُ فِي قَاعَةِ الْمَدْرَسَةِ أَمْسِ.
Toplantı dün okulun salonunda cereyan etti.
cereyan etmek, akmak