وَضَعَ الْحَصْرُ عَلَى مَصَادِرِ الْمِيَاهِ فِي هَذِهِ الْمِنْطَقَةِ الْمُزَارِعِينَ فِي وَضْعٍ صَعْبٍ.
Bu bölgede su kaynaklarına getirilen kısıtlama, çiftçileri zor durumda bıraktı.
وَضَعَ الْحَصْرُ عَلَى مَصَادِرِ الْمِيَاهِ فِي هَذِهِ الْمِنْطَقَةِ الْمُزَارِعِينَ فِي وَضْعٍ صَعْبٍ.
Bu bölgede su kaynaklarına getirilen kısıtlama, çiftçileri zor durumda bıraktı.
تَمَّ حَصْرُ عَدَدِ الطُّلَّابِ الْمُسَجَّلِينَ فِي الْجَامِعَةِ هَذَا الْعَامَ.
Bu yıl üniversiteye kayıtlı öğrencilerin sayımı yapıldı.
فِي هَذِهِ الْمَكْتَبَةِ كُتُبٌ لَا حَصْرَ لَهَا.
Bu kütüphanede sayısız kitap var.
kısıtlanış, kısıtlanma, kısıtlayış, sınırlanma, sınırlandırma
kısıtlamak, daraltmak, inhisara almak