سَادَ الحَلَكُ فِي الغَابَةِ بَعْدَ غُرُوبِ الشَّمْسِ، مِمَّا جَعَلَ الرُّؤْيَةَ شِبْهَ مُسْتَحِيلَةٍ.
Güneş battıktan sonra ormanda yoğun bir karanlık çöktü, bu da görüşü neredeyse imkansız hale getirdi.
سَادَ الحَلَكُ فِي الغَابَةِ بَعْدَ غُرُوبِ الشَّمْسِ، مِمَّا جَعَلَ الرُّؤْيَةَ شِبْهَ مُسْتَحِيلَةٍ.
Güneş battıktan sonra ormanda yoğun bir karanlık çöktü, bu da görüşü neredeyse imkansız hale getirdi.
كَانَ الحَلَكُ يُخَيِّمُ عَلَى المَدِينَةِ بِأَكْمَلِهَا بِسَبَبِ انْقِطَاعِ التَّيَّارِ الكَهْرَبَائِيِّ.
Elektrik kesintisi nedeniyle tüm şehri zifiri bir karanlık kapladı.