شَعَرْتُ بِحَنَقٍ شَدِيدٍ عِنْدَمَا سَمِعْتُ الخَبَرَ.
Haberi duyduğumda büyük bir öfke hissettim.
شَعَرْتُ بِحَنَقٍ شَدِيدٍ عِنْدَمَا سَمِعْتُ الخَبَرَ.
Haberi duyduğumda büyük bir öfke hissettim.
لَمْ يَسْتَطِعْ كَتْمَ حَنَقِهِ وَغَضِبَ بِصَوْتٍ عَالٍ.
Gazabını bastıramadı ve yüksek sesle bağırdı.
كَانَ الْحَنَقُ وَاضِحًا فِي عَيْنَيْهِ.
Hiddet gözlerinde açıkça görülüyordu.
kakınç