خَافَ الْوَلَدُ مِنَ الظَّلَامِ الدَّامِسِ فِي الْغَابَةِ الْعَمِيقَةِ.
Çocuk, derin ormandaki zifiri karanlıktan korktu.
خَافَ الْوَلَدُ مِنَ الظَّلَامِ الدَّامِسِ فِي الْغَابَةِ الْعَمِيقَةِ.
Çocuk, derin ormandaki zifiri karanlıktan korktu.
خَافَ الْحِصَانُ مِنَ الصَّوْتِ الْمُفَاجِئِ وَهَرَبَ بِسُرْعَةٍ.
At, aniden çıkan sesten ürktü ve hızla uzaklaştı.
خَافَ الوَلَدُ مِنَ الكَلْبِ الكَبِيرِ.
Çocuk büyük köpekten çekindi.
خَافَتِ الْأُمُّ عَلَى ابْنِهَا عِنْدَمَا تَأَخَّرَ فِي الْعَوْدَةِ.
Oğlu eve dönmekte gecikince anne onun için endişelendi.
endişeye düşmek, tırsmak, tevahhuş etmek, panik olmak