خَنِيَ

كَانَتْ مُعَامَلَتُهُ خَنِيَّةً وَلَطِيفَةً مَعَ الْأَطْفَالِ الصِّغَارِ فِي الْحَدِيقَةِ.

Parktaki küçük çocuklara karşı yumuşak ve nazik davrandı.

أَصْبَحَ الْحَبْلُ خَنِيًّا بَعْدَ اسْتِخْدَامِهِ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ، مِمَّا جَعَلَهُ غَيْرَ آمِنٍ.

İp uzun süre kullanıldıktan sonra gevşek hale geldi, bu da onu güvensiz hale getirdi.

كَانَتْ حُجَّتُهُ خَنِيَّةً وَغَيْرَ مُقْنِعَةٍ أَمَامَ الْقَاضِي فِي الْمَحْكَمَةِ.

Mahkemedeki hakimin önünde argümanı zayıf ve ikna edici değildi.