سَارَ الْمُتَنَزِّهُونَ فِي دَرْبٍ ضَيِّقٍ بَيْنَ الْأَشْجَارِ.
Yürüyüşçüler ağaçların arasındaki dar bir patikada yürüdü.
سَارَ الْمُتَنَزِّهُونَ فِي دَرْبٍ ضَيِّقٍ بَيْنَ الْأَشْجَارِ.
Yürüyüşçüler ağaçların arasındaki dar bir patikada yürüdü.
نَحْنُ نُمَشِّي كَلْبَنَا فِي نَفْسِ الدَّرْبِ كُلَّ صَبَاحٍ.
Köpeğimizi her sabah aynı sokakta gezdiriyoruz.
سَارَ الِابْنُ عَلَى دَرْبِ أَبِيهِ وَدَرَسَ الطِّبَّ.
Oğul babasının yolundan gitti ve tıp okudu.
yolak
يُدَرِّبُ الْمُدَرِّبُ اللَّاعِبِينَ كُلَّ صَبَاحٍ.
Antrenör oyuncuları her sabah eğitir.
talim etmek, alıştırmak