دَسَّ الْوَلَدُ يَدَهُ فِي جَيْبِهِ.
Çocuk elini cebine soktu.
دَسَّ الْوَلَدُ يَدَهُ فِي جَيْبِهِ.
Çocuk elini cebine soktu.
حَاوَلَ أَنْ يَدُسَّ الْحَقِيقَةَ عَنِ الْجَمِيعِ، لَكِنِ انْكَشَفَ أَمْرُهُ فِي النِّهَايَةِ.
Gerçeği herkesten saklamaya çalıştı, ama sonunda işi ortaya çıktı.
دَسَّ الْجَاسُوسُ الرِّسَالَةَ السِّرِّيَّةَ فِي جَيْبِهِ قَبْلَ الْمُغَادَرَةِ.
Casus, ayrılmadan önce gizli mesajı cebine gizledi.
zula etmek, yedirmek, sokuşturmak, tıkıştırmak
tıkıştırma, entrikacılık