جَلَسْتُ عَلَى الدِّكَّةِ الْخَشَبِيَّةِ فِي الْحَدِيقَةِ لِأَسْتَمْتِعَ بِمَنْظَرِ الزُّهُورِ.
Çiçeklerin manzarasının tadını çıkarmak için parktaki tahta bankta oturdum.
جَلَسْتُ عَلَى الدِّكَّةِ الْخَشَبِيَّةِ فِي الْحَدِيقَةِ لِأَسْتَمْتِعَ بِمَنْظَرِ الزُّهُورِ.
Çiçeklerin manzarasının tadını çıkarmak için parktaki tahta bankta oturdum.
فِي الْمَنَازِلِ الْقَدِيمَةِ، كَانَتْ تُوجَدُ عَادَةً دِكَّةٌ مُتَّصِلَةٌ بِالْجِدَارِ.
Eski evlerde genellikle duvara bitişik bir kerevet bulunurdu.
seki, tezgah