كَانَتْ جُذُورُ الشَّجَرَةِ رَاسِخَةً فِي الْأَرْضِ، مِمَّا جَعَلَهَا مُقَاوِمَةً لِلرِّيَاحِ.
Ağacın kökleri toprağa sağlam bir şekilde yerleşmişti, bu da onu rüzgara karşı dayanıklı kılıyordu.
كَانَتْ جُذُورُ الشَّجَرَةِ رَاسِخَةً فِي الْأَرْضِ، مِمَّا جَعَلَهَا مُقَاوِمَةً لِلرِّيَاحِ.
Ağacın kökleri toprağa sağlam bir şekilde yerleşmişti, bu da onu rüzgara karşı dayanıklı kılıyordu.
تَتَمَتَّعُ هَذِهِ الشَّرِكَةُ بِتَارِيخٍ رَاسِخٍ فِي السُّوقِ الْمَحَلِّيَّةِ.
Bu şirket, yerel pazarda köklü bir geçmişe sahiptir.
لَدَيْهِ إِيمَانٌ رَاسِخٌ بِأَهَمِّيَّةِ الْعَمَلِ الْجَادِّ لِتَحْقِيقِ النَّجَاحِ.
Başarıya ulaşmak için sıkı çalışmanın önemine dair yerleşik bir inancı var.
oturmuş, stabil, kökleşmiş