تَعَلَّمَتْ أُمِّي رَتْقَ الثَّوْبِ الْمُمَزَّقِ.
Annem yırtık elbiseyi dikmeyi (onarmayı) öğrendi.
تَعَلَّمَتْ أُمِّي رَتْقَ الثَّوْبِ الْمُمَزَّقِ.
Annem yırtık elbiseyi dikmeyi (onarmayı) öğrendi.
çitme, gözeme
يَجِبُ عَلَيْنَا أَنْ نَرْتُقَ الْعَلَاقَاتِ الْمُتَوَتِّرَةَ بَيْنَ الدَّوْلَتَيْنِ مِنْ أَجْلِ السَّلَامِ.
Barış için iki ülke arasındaki gergin ilişkileri düzeltmeliyiz.
أَحْتَاجُ أَنْ أَرْتُقَ ثَقْباً صَغِيراً في قَمِيصِي المُفَضَّلِ قَبْلَ ارْتِدَائِهِ مَرَّةً أُخْرَى.
En sevdiğim gömleğimdeki küçük bir deliği tekrar giymeden önce onarmam gerekiyor.
جَدَّتِي مَاهِرَةٌ جِدّاً في رَتْقِ الجَوَارِبِ القَدِيمَةِ بَدَلاً مِنْ رَمْيِهَا.
Büyükannem, eski çorapları atmak yerine yamamakta çok yetenekli.
gözemek, çitmek