رَحَلَتِ الْعَائِلَةُ إِلَى الْمَدِينَةِ بَحْثًا عَنْ فُرَصِ عَمَلٍ أَفْضَلَ وَمُسْتَقْبَلٍ أَكْثَرَ ازْدِهَارًا.
Aile, daha iyi iş fırsatları ve daha müreffeh bir gelecek arayışı içinde şehre göç etti.
رَحَلَتِ الْعَائِلَةُ إِلَى الْمَدِينَةِ بَحْثًا عَنْ فُرَصِ عَمَلٍ أَفْضَلَ وَمُسْتَقْبَلٍ أَكْثَرَ ازْدِهَارًا.
Aile, daha iyi iş fırsatları ve daha müreffeh bir gelecek arayışı içinde şehre göç etti.
رَحَلَ الْجَدُّ بَعْدَ صِرَاعٍ طَوِيلٍ مَعَ الْمَرَضِ، تَارِكًا وَرَاءَهُ إِرْثًا عَظِيمًا مِنَ الْحُبِّ وَالْعَطَاءِ.
Dede, uzun bir hastalıkla mücadele ettikten sonra vefat etti, ardında büyük bir sevgi ve cömertlik mirası bıraktı.
gitmek, ayrılmak, göçüp gitmek, seyahat etmek, sefer etmek
رَحَّلُوا الْمُجْرِمِينَ إِلَى بُلْدَانٍ أُخْرَى لِمُعَاقَبَتِهِمْ.
Suçluları cezalandırmak için başka ülkelere sürgüne gönderdiler.
عَادَةً مَا يُهَاجِرُ الرُّحَّلُ إِلَى الْمُرْتَفَعَاتِ فِي فَصْلِ الصَّيْفِ.
Yörükler genellikle yaz aylarında yaylalara göç ederler.