كَانَتْ حُجَّتُهُ رَخْوَةً وَلَمْ تُقْنِعِ القَاضِيَ.
Argümanı zayıftı ve hakimi ikna etmedi.
كَانَتْ حُجَّتُهُ رَخْوَةً وَلَمْ تُقْنِعِ القَاضِيَ.
Argümanı zayıftı ve hakimi ikna etmedi.
أُحِبُّ الْجُلُوسَ عَلَى الْأَرَائِكِ الرَّخْوَةِ بَعْدَ يَوْمٍ طَوِيلٍ.
Uzun bir günün ardından yumuşak koltuklara oturmayı severim.
كَانَتِ العُقْدَةُ رَخْوَةً جِدّاً وَانْحَلَّتْ بِسُهُولَةٍ.
Düğüm çok gevşekti ve kolayca çözüldü.
lapa gibi, cıvık, sıvık