الشَّهَادَةُ بِالزُّورِ تُعْتَبَرُ جَرِيمَةً يُعَاقَبُ عَلَيْهَا الْقَانُونُ بِشِدَّةٍ
Yalan şahitlik yapmak, kanun tarafından şiddetle cezalandırılan bir suçtur
الشَّهَادَةُ بِالزُّورِ تُعْتَبَرُ جَرِيمَةً يُعَاقَبُ عَلَيْهَا الْقَانُونُ بِشِدَّةٍ
Yalan şahitlik yapmak, kanun tarafından şiddetle cezalandırılan bir suçtur
sahtekarlık
زَوَّرَ الرَّجُلُ تَوْقِيعَ مُدِيرِهِ عَلَى الْوَرَقَةِ.
Adam, kâğıttaki müdürünün imzasının sahtesini yaptı.
لَا يَجُوزُ لِلْمُؤَرِّخِ أَنْ يُزَوِّرَ الْحَقَائِقَ.
Bir tarihçinin gerçekleri tahrif etmesi doğru değildir.
taklit etmek, tahrifat yapmak, sahteletmek