كَانَتِ السَّتَائِرُ سَادِلَةً عَلَى النَّوَافِذِ.
Perdeler pencerelerden aşağı doğru iniyordu.
كَانَتِ السَّتَائِرُ سَادِلَةً عَلَى النَّوَافِذِ.
Perdeler pencerelerden aşağı doğru iniyordu.
كَانَتِ الْأَغْصَانُ سَادِلَةً فَوْقَ النَّهْرِ.
Dallar nehrin üzerine sarkıyordu.
كانت ترتدي فستاناً سادلاً.
Dökümlü bir elbise giyiyordu.