سَارَ الطِّفْلُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مَعَ أَبِيهِ.
Çocuk babasıyla birlikte okula yürüdü.
سَارَ الطِّفْلُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مَعَ أَبِيهِ.
Çocuk babasıyla birlikte okula yürüdü.
yol almak, seyretmek, gezelemek, gezinmek
هٰذَا الْقَانُونُ سَارٍ حَتَّى نِهَايَةِ السَّنَةِ.
Bu kanun yıl sonuna kadar geçerlidir.
الْقَانُونُ الْجَدِيدُ سَارِي الْمَفْعُولِ مُنْذُ الْيَوْمِ.
Yeni kanun bugünden itibaren yürürlüktedir.
هٰذِهِ الْعَادَةُ سَارِيَةٌ بَيْنَ النَّاسِ فِي قَرْيَتِنَا.
Bu âdet köyümüzde insanlar arasında yaygındır.
تُشِيرُ التَّطَوُّرَاتُ السَّارَّةُ إِلَى أَنَّ الِاقْتِصَادَ بَدَأَ فِي التَّحَسُّنِ.
Müjdeli gelişmeler, ekonominin düzelmeye başladığını gösteriyor.
muştulu