اُتُّهِمَ الشَّابُّ بِأَنَّهُ سَطَا عَلَى مَنْزِلِ جَارِهِ أَثْنَاءَ غِيَابِهِ.
Genç adam, komşusunun evine yokluğunda girmekle suçlandı.
اُتُّهِمَ الشَّابُّ بِأَنَّهُ سَطَا عَلَى مَنْزِلِ جَارِهِ أَثْنَاءَ غِيَابِهِ.
Genç adam, komşusunun evine yokluğunda girmekle suçlandı.
سَطَا اللُّصُوصُ عَلَى الْبَنْكِ فِي وَضَحِ النَّهَارِ وَهَرَبُوا.
Hırsızlar, gündüz vakti bankayı soydu ve kaçtı.
سَطَتِ الْعِصَابَاتُ عَلَى الْمَدِينَةِ بَعْدَ الْحَرْبِ الْأَهْلِيَّةِ.
İç savaştan sonra çeteler şehri yağmaladı.
tufalamak