لَا أَثِقُ بِأَحَدٍ سِوَاكَ.
Senden başka kimseye güvenmiyorum.
لَا أَثِقُ بِأَحَدٍ سِوَاكَ.
Senden başka kimseye güvenmiyorum.
الْعُمَّالُ سَوَّوُا الطَّرِيقَ قَبْلَ الْبَدْءِ فِي عَمَلِيَّةِ التَّعْبِيدِ الْجَدِيدَةِ.
İşçiler, yeni asfaltlama işlemine başlamadan önce yolu düzelttiler.
يَجِبُ عَلَى الْحُكُومَةِ أَنْ تُسَوِّيَ بَيْنَ جَمِيعِ الْمُوَاطِنِينَ فِي الْحُقُوقِ وَالْوَاجِبَاتِ.
Hükümet, tüm vatandaşları hak ve yükümlülüklerde eşitlemelidir.
الْمُحَامِي سَوَّى النِّزَاعَ بَيْنَ الشَّرِكَتَيْنِ بِطَرِيقَةٍ وُدِّيَّةٍ وَمُرْضِيَةٍ.
Avukat, iki şirket arasındaki anlaşmazlığı dostane ve tatmin edici bir şekilde halletti.
dengelemek, tesviye etmek, düzemek, düzlemek, denklemek, denkleştirmek, kararlaştırmak, sekilemek, teraslamak, normalleştirmek, ödeştirmek, düzlemleştirmek, uylaştırmak