سَدَّتِ الصُّخُورُ الطَّرِيقَ بَعْدَ الْعَاصِفَةِ.
Fırtınadan sonra kayalar yolu kapattı.
سَدَّتِ الصُّخُورُ الطَّرِيقَ بَعْدَ الْعَاصِفَةِ.
Fırtınadan sonra kayalar yolu kapattı.
يَعْمَلُ فِي وَظِيفَتَيْنِ لِيَسُدَّ حَاجَاتِ أُسْرَتِهِ.
Ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için iki işte çalışıyor.
يَتَعَيَّنُ عَلَى الشَّرِكَةِ أَنْ تَسُدَّ دُيُونَهَا فِي الْوَقْتِ الْمُحَدَّدِ.
Şirket, borçlarını zamanında ödemek zorunda.
kapamak, kalafatlamak, tapalamak, tıpalamak, tıkaçlamak, ödünlemek
يُعْتَبَرُ سَدُّ أَسْوَانَ مِنْ أَكْبَرِ السُّدُودِ فِي الْعَالَمِ.
Asvan Barajı, dünyadaki en büyük barajlardan biri olarak kabul edilir.
كَانَتِ الْبَطَالَةُ سَدًّا كَبِيرًا أَمَامَ تَقَدُّمِ الشَّبَابِ.
İşsizlik, gençlerin ilerlemesinin önünde büyük bir engeldi.
bent, tıkama, kalafat, örü, tapalama, tıpalama, tıkaçlama