شَدَّدَ الْمُدِيرُ عَلَى أَهَمِّيَّةِ الِالْتِزَامِ بِالْمَوَاعِيدِ النِّهَائِيَّةِ لِلْمَشْرُوعِ.
Müdür, proje için son teslim tarihlerine uymanın önemini vurguladı.
شَدَّدَ الْمُدِيرُ عَلَى أَهَمِّيَّةِ الِالْتِزَامِ بِالْمَوَاعِيدِ النِّهَائِيَّةِ لِلْمَشْرُوعِ.
Müdür, proje için son teslim tarihlerine uymanın önemini vurguladı.
شَدَّدَ الْوَالِدُ عَلَى ضَرُورَةِ الدِّرَاسَةِ بِجِدٍّ لِتَحْقِيقِ النَّجَاحِ.
Baba, başarılı olmak için çok çalışmanın gerekliliğinde ısrar etti.
شَدَّدَتِ الْحُكُومَةُ الْإِجْرَاءَاتِ الْأَمْنِيَّةَ فِي الْمَطَارَاتِ وَالْمَوَانِئِ.
Hükümet, havaalanları ve limanlardaki güvenlik önlemlerini sıkılaştırdı.
tekit etmek, sertleştirmek, şeddelemek