بَدَأَ السِّيَاسِيُّ يَشْطَحُ فِي خُطَابَاتِهِ بَعْدَ أَنْ فَقَدَ شَعْبِيَّتَهُ
Siyasetçi popülaritesini kaybettikten sonra konuşmalarında sapıtmaya başladı.
بَدَأَ السِّيَاسِيُّ يَشْطَحُ فِي خُطَابَاتِهِ بَعْدَ أَنْ فَقَدَ شَعْبِيَّتَهُ
Siyasetçi popülaritesini kaybettikten sonra konuşmalarında sapıtmaya başladı.
لَا تَشْطَحْ فِي أَفْكَارِكَ، يَجِبُ أَنْ تَكُونَ وَاقِعِيًّا
Fikirlerinde saçmalama, gerçekçi olmalısın.
الْكَاتِبُ شَطَحَ فِي وَصْفِ الْمَشْهَدِ لِدَرَجَةٍ غَيْرِ مَعْقُولَةٍ
Yazar sahneyi o kadar abarttı ki inanılmaz hale geldi.