أَعْتَقِدُ أَنَّهُ مِنَ الصَّالِحِ أَنْ نُسَاعِدَ الْمُحْتَاجِينَ فِي مُجْتَمَعِنَا.
Toplumumuzdaki ihtiyaç sahiplerine yardım etmenin iyi olduğunu düşünüyorum.
أَعْتَقِدُ أَنَّهُ مِنَ الصَّالِحِ أَنْ نُسَاعِدَ الْمُحْتَاجِينَ فِي مُجْتَمَعِنَا.
Toplumumuzdaki ihtiyaç sahiplerine yardım etmenin iyi olduğunu düşünüyorum.
هَذَا الدَّوَاءُ صَالِحٌ لِلِاسْتِخْدَامِ مِنْ قِبَلِ الْأَطْفَالِ فَوْقَ سِنِّ الثَّانِيَةِ.
Bu ilaç iki yaşından büyük çocuklar tarafından kullanılmak için uygundur.
قَبْلَ السَّفَرِ، رَأَيْتُ أَنَّ جَوَازَ سَفَرِي لَمْ يَعُدْ صَالِحًا، فَذَهَبْتُ لِأَخْذِ جَوَازٍ جَدِيدٍ.
Yolculuktan önce pasaportumun artık geçerli olmadığını gördüm, bu yüzden yeni pasaport almaya gittim.
Ayrıca: lehine, yararına (لِصَالِحِ)
evliya gibi, evliya, muteber
صَالَحَ الرَّجُلُ أَخَاهُ بَعْدَ الْخِلَافِ.
Adam kavgadan sonra kardeşiyle barıştı.
uzlaştırmak