صَانَ الْمَتْحَفُ الْآثَارَ الْقَدِيمَةَ مِنَ التَّلَفِ.
Müze, antik eserleri hasardan muhafaza etti.
صَانَ الْمَتْحَفُ الْآثَارَ الْقَدِيمَةَ مِنَ التَّلَفِ.
Müze, antik eserleri hasardan muhafaza etti.
صَانَ الْجُنْدِيُّ وَطَنَهُ بِرُوحِهِ وَدَمِهِ.
Asker, vatanını canı ve kanıyla korudu.
صَانَ الرَّجُلُ سِرَّ صَدِيقِهِ وَلَمْ يُفْشِهِ أَبَدًا.
Adam, arkadaşının sırrını sakladı ve asla ifşa etmedi.
muhafaza etmek, esirgemek, hıfzetmek