صَبَعَ

يَصْبَعُ

صَبَعَتِ الشَّمْسُ السَّمَاءَ عِنْدَ الْغُرُوبِ بِأَلْوَانٍ ذَهَبِيَّةٍ وَبُرْتُقَالِيَّةٍ.

Güneş batarken gökyüzüne altın ve turuncu renkler verdi.

صَبَعَ الْفَنَّانُ اللَّوْحَةَ بِأَلْوَانٍ زَاهِيَةٍ وَمُبْهِجَةٍ.

Sanatçı tabloyu parlak ve neşeli renklerle boyadı.

صَبَعَتِ الطَّبِيعَةُ الْأَرْضَ بِأَلْوَانِ الْخَرِيفِ الْجَمِيلَةِ.

Doğa, toprağı sonbaharın güzel renkleriyle renklendirdi.