حَصَلَ الطَّالِبُ عَلَى صِفْرٍ فِي امْتِحَانِ الرِّيَاضِيَّاتِ لِأَنَّهُ لَمْ يَدْرُسْ جَيِّدًا.
Öğrenci matematik sınavından sıfır aldı çünkü iyi çalışmamıştı.
حَصَلَ الطَّالِبُ عَلَى صِفْرٍ فِي امْتِحَانِ الرِّيَاضِيَّاتِ لِأَنَّهُ لَمْ يَدْرُسْ جَيِّدًا.
Öğrenci matematik sınavından sıfır aldı çünkü iyi çalışmamıştı.
صَفَّرَ الْمُحَاسِبُ الْعَدَّادَ قَبْلَ بَدْءِ الْعَمَلِ.
Muhasebeci işe başlamadan önce sayacı sıfırladı.
صَفَّرَ الْحَكَمُ فِي بِدَايَةِ الْمُبَارَاةِ.
Hakem maçın başında düdük çaldı.
تُصَفِّرُ الشَّمْسُ الْأَوْرَاقَ، مُبَشِّرَةً بِقُدُومِ الْخَرِيفِ.
Güneş, yaprakları sarartarak sonbaharın geldiğini müjdeliyor.
ıslık çalmak, ıslıklamak
شَهْرُ صَفَرٍ يَأْتِي بَعْدَ شَهْرِ مُحَرَّمٍ.
Safer ayı, Muharrem ayından sonra gelir.
كَانَ الْوَلَدُ يَصْفِرُ لَحْنًا جَمِيلًا فِي الطَّرِيقِ.
Çocuk yolda güzel bir melodi ıslıkla çalıyordu.
ıslıklamak