كَانَ الطِّفْلُ الضَّاحِكُ يَجْلِسُ فِي حِضْنِ أُمِّهِ وَيَسْتَمْتِعُ بِالْقِصَّةِ.
Gülen çocuk annesinin kucağında oturmuş hikayenin tadını çıkarıyordu.
كَانَ الطِّفْلُ الضَّاحِكُ يَجْلِسُ فِي حِضْنِ أُمِّهِ وَيَسْتَمْتِعُ بِالْقِصَّةِ.
Gülen çocuk annesinin kucağında oturmuş hikayenin tadını çıkarıyordu.
رَأَيْتُ امْرَأَةً ضَاحِكَةً فِي الْحَافِلَةِ الصَّبَاحِيَّةِ وَهِيَ تَتَحَدَّثُ مَعَ صَدِيقَتِهَا.
Sabah otobüsünde arkadaşıyla konuşan gülümseyen bir kadın gördüm.
güleç