يَضِيقُ الشَّارِعُ عِنْدَ مَدْخَلِ الْقَرْيَةِ.
Cadde köyün girişinde daralıyor.
يَضِيقُ الشَّارِعُ عِنْدَ مَدْخَلِ الْقَرْيَةِ.
Cadde köyün girişinde daralıyor.
ضَاقَ صَدْرُهُ مِنْ كَثْرَةِ الضُّغُوطِ فِي الْعَمَلِ.
İşteki baskılar yüzünden içi daraldı.
ضَاقَ الرَّجُلُ ذَرْعًا بِتَصَرُّفَاتِ ابْنِهِ الطَّائِشَةِ.
Adam, oğlunun düşüncesiz davranışlarından bıktı.
sıkışmak, darlanmak