أَحْزَنَ الشَّبَابُ عَائِلَاتِهِمْ بِضَلَالِهِمْ إِلَى عَادَاتٍ سَيِّئَةٍ.
Gençler, kötü alışkanlıklara saparak ailelerini üzdüler.
أَحْزَنَ الشَّبَابُ عَائِلَاتِهِمْ بِضَلَالِهِمْ إِلَى عَادَاتٍ سَيِّئَةٍ.
Gençler, kötü alışkanlıklara saparak ailelerini üzdüler.
ضَلَّ الْأَطْفَالُ فِي الْمَدِينَةِ الْكَبِيرَةِ لِأَنَّهُمْ لَمْ يَنْتَبِهُوا إِلَى إِشَارَاتِ الطَّرِيقِ.
Çocuklar, yol işaretlerine dikkat etmedikleri için büyük şehirde yollarını kaybettiler.
ضَلَّ الطَّرِيقَ فِي الصَّحْرَاءِ الْوَاسِعَةِ وَبَدَأَ يَشْعُرُ بِالْخَوْفِ.
Geniş çölde yolunu kaybetti ve korkmaya başladı.
dalalete düşmek, yolunu yitirmek, şaşmak