ضَلَّلَ الشَّاهِدُ الْمَحْكَمَةَ بِمَعْلُومَاتٍ كَاذِبَةٍ.
Tanık, mahkemeyi yanlış bilgilerle yanılttı.
ضَلَّلَ الشَّاهِدُ الْمَحْكَمَةَ بِمَعْلُومَاتٍ كَاذِبَةٍ.
Tanık, mahkemeyi yanlış bilgilerle yanılttı.
تَضْلِيلُ الْحَقَائِقِ يَهْدِفُ إِلَى تَضْلِيلِ الرَّأْيِ الْعَامِّ.
Gerçekleri çarpıtmak, kamuoyunu şaşırtmayı amaçlar.
göz boyamak, zihnini çelmek, saptırmak, keklemek, mantarlamak