طَارَدَتِ الشُّرْطَةُ اللِّصَّ فِي الشَّوَارِعِ.
Polis hırsızı sokaklarda kovaladı.
طَارَدَتِ الشُّرْطَةُ اللِّصَّ فِي الشَّوَارِعِ.
Polis hırsızı sokaklarda kovaladı.
kovalaşmak
اسْتَخْدَمْتُ بَخَّاخَ طَارِدٍ لِلْحَشَرَاتِ لِحِمَايَةِ النَّبَاتَاتِ.
Bitkileri korumak için böcek kovucu sprey kullandım.
الرَّائِحَةُ كَانَتْ طَارِدَةً لِلذُّبَابِ وَالْبَعُوضِ.
Koku sinekleri ve sivrisinekleri uzaklaştırıcıydı.
itici, söktürücü