طَعَنَ اللِّصُّ الضَّحِيَّةَ بِسِكِّينٍ حَادٍّ فِي الشَّارِعِ الْمُظْلِمِ.
Hırsız, karanlık sokakta kurbanı keskin bir bıçakla bıçakladı.
طَعَنَ اللِّصُّ الضَّحِيَّةَ بِسِكِّينٍ حَادٍّ فِي الشَّارِعِ الْمُظْلِمِ.
Hırsız, karanlık sokakta kurbanı keskin bir bıçakla bıçakladı.
طَعَنَ الْمُحَامِي فِي قَرَارِ الْمَحْكَمَةِ الْعُلْيَا.
Avukat, Yüksek Mahkeme kararına itiraz etti.
طَعَنَ النُّقَّادُ فِي الْفِيلْمِ الْجَدِيدِ بِشِدَّةٍ بِسَبَبِ قِصَّتِهِ الضَّعِيفَةِ.
Eleştirmenler, zayıf hikayesi nedeniyle yeni filmi şiddetle eleştirdiler.
cerh etmek, hançerlemek, zımbalamak, saplamak
نُقِلَ الرَّجُلُ إِلَى الْمُسْتَشْفَى بَعْدَ تَعَرُّضِهِ لِلطَّعْنِ بِسِكِّينٍ.
Adam bıçaklandıktan sonra hastaneye kaldırıldı.
قَدَّمَ الْمُحَامِي طَعْنًا فِي الْحُكْمِ.
Avukat karara karşı itiraz sundu.
الطَّعْنُ فِي نَزَاهَةِ الْحَكَمِ لَا يُفِيدُ الْفَرِيقَ.
Hakemin dürüstlüğünü sorgulamak takıma bir yarar sağlamaz.
hançerleme, saplama