بَدَأَ الْمَطَرُ يُطَقْطِقُ عَلَى النَّافِذَةِ
Yağmur pencerede tıkırdamaya başladı.
بَدَأَ الْمَطَرُ يُطَقْطِقُ عَلَى النَّافِذَةِ
Yağmur pencerede tıkırdamaya başladı.
كَانَ الوَلَدُ طَقْطَقَ أَصَابِعَهُ أَثْنَاءَ الانْتِظَارِ.
Çocuk beklerken parmaklarını çıtlatıyordu.
tak etmek, cazırdamak, cızırdatmak, çıtırdamak, çatırdamak, çatırdatmak, patırdamak, pıtırdamak, şakırdamak, şakırdatmak, şaklamak, şaklatmak, takırdamak, takırdatmak, tangırdamak, tıkırdatmak, cozurdamak, şıklatmak, kakırdamak, tapırdamak, tıkırdamak, tıklamak, gıcırdamak, çıtlamak