طَوَى الْعَامِلُ الْمَلَابِسَ النَّظِيفَةَ وَوَضَعَهَا فِي الْخِزَانَةِ.
İşçi temiz kıyafetleri katladı ve dolaba koydu.
طَوَى الْعَامِلُ الْمَلَابِسَ النَّظِيفَةَ وَوَضَعَهَا فِي الْخِزَانَةِ.
İşçi temiz kıyafetleri katladı ve dolaba koydu.
طَوَى الشَّاعِرُ سَنَوَاتٍ طَوِيلَةً فِي كِتَابَةِ هَذِهِ الْقَصِيدَةِ.
Şair, bu şiiri yazmak için uzun yıllar geçirdi.
طَوَى الْبَحَّارُ الشِّرَاعَ عِنْدَمَا اشْتَدَّتِ الْعَاصِفَةُ.
Denizci, fırtına şiddetlendiğinde yelkeni dürdü.
eğmek, dolamak, kıvırmak, tomarlamak, bükmek, katetmek