الْعَدْلُ هُوَ أَسَاسُ الْحُكْمِ الرَّشِيدِ.
Adalet, iyi yönetimin temelidir.
الْعَدْلُ هُوَ أَسَاسُ الْحُكْمِ الرَّشِيدِ.
Adalet, iyi yönetimin temelidir.
insaf, hakkaniyet, müsavat
عَدَّلَ الْمُهَنْدِسُ تَصْمِيمَ الْمَبْنَى لِجَعْلِهِ أَكْثَرَ أَمَانًا.
Mühendis, binanın tasarımını daha güvenli hale getirmek için düzeltti.
عَدَّلَ السَّائِقُ مَقْعَدَ السَّيَّارَةِ لِيَكُونَ أَكْثَرَ رَاحَةً.
Sürücü, araba koltuğunu daha rahat olması için ayarladı.
أَضَافَتْ أُمِّي قَلِيلًا مِنَ السُّكَّرِ إِلَى الصَّلْصَةِ لِكَيْ تُعَدِّلَ طَعْمَهَا الحَامِضَ.
Annem ekşi tadını dengelemek için sosa biraz şeker ekledi.
revize, onarmak, tağyir etmek, tesviye etmek, tashih etmek, tebdil etmek, düzemek, düzletmek, güncellemek, hizalamak, rötuşlamak, yuvarlatmak, uyarlamak
عَدَلَ الْقَاضِي بَيْنَ الْخَصْمَيْنِ.
Hâkim iki taraf arasında adil davrandı.
عَدَلَ أَخِي عَنِ السَّفَرِ بِسَبَبِ المَطَرِ.
Kardeşim yağmur yüzünden yolculuktan vazgeçti.
caymak, sapmak