أَعْطِنِي عَشْرَ تُفَّاحَاتٍ مِنْ فَضْلِكَ مِنَ الصُّنْدُوقِ.

Lütfen bana sandıktan on tane elma ver.

عُشْر

أَعْشَار

أَخَذَ عُشُرَ المَبْلَغِ فَقَطْ.

Paranın sadece onda birini aldı.

كَانَ الفَلَّاحُ يَدْفَعُ عُشُرَ المَحْصُولِ لِلدَّوْلَةِ.

Çiftçi mahsulün öşrünü devlete öderdi.

عَشَّرَ

يُعَشِّرُ

كَانَ الْجَابِي فِي الْقَدِيمِ يُعَشِّرُ قَمْحَ الْفَلَّاحِينَ كُلَّ سَنَةٍ بَعْدَ الْحَصَادِ.

Eskiden tahsildar her yıl hasattan sonra çiftçilerin buğdayından öşür alırdı.