سَحَرَ الْفَنَّانُ الْجُمْهُورَ بِالْعَزْفِ عَلَى الْعُودِ عَلَى الْمَسْرَحِ.
Sanatçı, sahnede ut çalarak dinleyicileri büyüledi.
سَحَرَ الْفَنَّانُ الْجُمْهُورَ بِالْعَزْفِ عَلَى الْعُودِ عَلَى الْمَسْرَحِ.
Sanatçı, sahnede ut çalarak dinleyicileri büyüledi.
çubuk, öd ağacı
عَوَّدَتِ الْأُمُّ طِفْلَهَا عَلَى النَّوْمِ الْمُبَكِّرِ.
Anne çocuğunu erken uyumaya alıştırdı.
kanıksatmak