أَظْهَرَ الرَّجُلُ غَضَبَهُ الشَّدِيدَ عِنْدَمَا عَلِمَ بِالظُّلْمِ الَّذِي وَقَعَ عَلَى صَدِيقِهِ.
Adam, arkadaşına yapılan haksızlığı öğrendiğinde büyük bir öfke gösterdi.
أَظْهَرَ الرَّجُلُ غَضَبَهُ الشَّدِيدَ عِنْدَمَا عَلِمَ بِالظُّلْمِ الَّذِي وَقَعَ عَلَى صَدِيقِهِ.
Adam, arkadaşına yapılan haksızlığı öğrendiğinde büyük bir öfke gösterdi.
شَعَرْتُ بِغَضَبٍ شَدِيدٍ عِنْدَمَا رَأَيْتُ كَيْفَ يُعَامَلُ الْحَيَوَانَاتُ بِقَسْوَةٍ.
Hayvanlara nasıl zalimce davranıldığını görünce büyük bir gazap hissettim.
حَاوَلَ الْمُدِيرُ السَّيْطَرَةَ عَلَى غَضَبِهِ أَثْنَاءَ الِاجْتِمَاعِ لِتَجَنُّبِ أَيِّ تَصْعِيدٍ.
Müdür, herhangi bir tırmanışı önlemek için toplantı sırasında öfkesini kontrol etmeye çalıştı.
Ayrıca: kızgınlık
sinir, celal, kızma, sinirlenme, celallenme, gazaplanma, hışım, hışımlanma, hiddetleniş, hiddetlenme, infial, kızılma, hiddetlilik, öfkelilik, celallilik, hışımlılık, heyheylenme, dellenme, cinlenme, öfkeleniş, öfkelenme, sinirleniş, celalleniverme
غَضِبَ مِنِّي الْمُدِيرُ بِشِدَّةٍ لِأَنَّنِي تَأَخَّرْتُ عَنِ الِاجْتِمَاعِ.
Patron, toplantıya geç kaldığım için bana çok kızdı.
غَضِبَ أَبِي كَثِيرًا لِأَنَّ أَخِي رَجَعَ إِلَى الْبَيْتِ مُتَأَخِّرًا فِي اللَّيْلِ.
Babam çok öfkelendi, çünkü kardeşim eve gece geç geldi.
غَضِبْتُ كَثِيرًا مِنْ هَذَا الْوَضْعِ.
Bu duruma çok sinirlendim.
alev almak, illet olmak, fenasına gitmek, hiddet etmek, infiale kapılmak, celallenmek, gazaplanmak, gerilmek, hışımlanmak, hiddetlenmek, kızılmak, patlamak, asabileşmek, cinlenmek