غَمَزَ لِي بِعَيْنِهِ لِيُخْبِرَنِي أَنَّ كُلَّ شَيْءٍ عَلَى مَا يُرَامُ.
Her şeyin yolunda olduğunu söylemek için bana göz kırptı.
غَمَزَ لِي بِعَيْنِهِ لِيُخْبِرَنِي أَنَّ كُلَّ شَيْءٍ عَلَى مَا يُرَامُ.
Her şeyin yolunda olduğunu söylemek için bana göz kırptı.
غَمَزَ لِي صَدِيقِي، مُلَمِّحاً إِلَى وُجُودِ شَيْءٍ سِرِّيٍّ.
Arkadaşım bana kaş göz ederek gizli bir şey olduğunu ima etti.
غَمَزَ لِي صَدِيقِي أَنْ أَسْكُتَ.
Arkadaşım susmam gerektiğini bana ima etti.
göz etmek, tariz etmek, tarizde bulunmak, dokundurmak, dokundurma