فَأْر

فِئْرَان

رَأَيْتُ فَأْراً صَغِيراً يَرْكُضُ فِي الْمَطْبَخِ اللَّيْلَةَ الْمَاضِيَةَ.

Dün gece mutfakta küçük bir fare gördüm.

الفِئْرَانُ قَدْ تَنْقُلُ الأَمْرَاضَ، لِذَلِكَ يَجِبُ عَلَيْنَا الحِفَاظُ عَلَى نَظَافَةِ المَنْزِلِ.

Sıçanlar hastalık taşıyabilir, bu yüzden evi temiz tutmalıyız.

أَحْتَاجُ إِلَى فَأْرٍ جَدِيدٍ لِجِهَازِ الكُمْبْيُوتَرِ الخَاصِّ بِي، لِأَنَّ القَدِيمَ لَا يَعْمَلُ بِشَكْلٍ جَيِّدٍ.

Eski fare iyi çalışmadığı için bilgisayarım için yeni bir fareye ihtiyacım var.